54

By silgi
Nuri Bilge Ceylan en iyi yönetmen ödülünü almış Cannes'da. Kabul konuşmasında şöyle diyor: "I dedicate this prize to my lonely and beautiful country which i love passionately." Sonra ne oluyor? Benim örovizyon seyrederken Fransa'dan puan aldığımızda bile sulanan gözlerimden pıt pıt iki damla dökülüyor. Çok gurur duyuyorum, çok duygulanıyorum. Sevgilim gelsin de beraber Üç Maymun'u seyredelim istiyorum.

Hadi bugunkü şarkı Nuri Bilge Ceylan'a olsun, normalde bu blogu okuduğunu biliyorum ama bu aralar çok yoğun olduğu için takip edemiyormuş; biz onun yerine dinleyelim bu günün mana ve önemiyle ilgisiz ama pek güzel şarkıyı.

Bliss - Breathe

nefes alınmıyor ki sensiz.*
 

53

By silgi
silgi:
ben küçükken abime sormuştum
abi neden örovizyona amerika katılmıyor diye

iyacp:
abin nasıl bir tepki verdi?

silgi:
parası az ülkeleri almıyorlar demişti

iyacp:
hehe

silgi:
aa amerika'nın parası mı az demiştim
tabii kızım felaket krizdeler demişti
sonra çok korkmuştum ben türkiye'de kriz olacak fakir olacağız da örovizyon olmayacak diye

iyacp:
tek derdi o zaten

silgi:
aşkolsun

***

Biz aslında Fransa adına yarışan Sebastien Tellier'yi tutuyoruz tabii, ama bizim oğlanlar da hiç fena değil. Hadi dinleyelim:

Mor ve Ötesi - Deli

tam altı ay : )
 

sonra.

By iyacp
saat olmuş bin. belki de bir, ne fark eder canım. salondayım. televizyonun sesi hala kısık. ışıklar sönük. bir tek çam ağacının ışıkları yanıp sönüyor. ya da sönüp yanıyor, ne fark eder canım. kitap okuyacaktım, okumadım. biraz üşüyorum. aslında sadece ellerim üşüyor. ellerim değil de ayaklarım üşüyor olsaydı çorap giyerdim. neden eldiven giymek çorap giymek kadar doğal gelmez ki bana? şimdi gece gece eldiven giysem kesin şu hayvan brus alay geçer benle. geçsin, ne fark eder canım. baba olunca o da anlar nasıl olsa. yerde kahve içilmiş bir bardak, hemen yanımda içinde nektarin çekirdekleri bulunan bir tabak ve vazgeçilmezimiz yetmişüçderece limon kolonyası var. hiç bir masraftan kaçınmayarak aldığım üç tane oyun üstüste duruyor karşımda. birini açıp en azından içindeki paraları saymak istedim. sonra anlamsız olur diye vazgeçtim. tek başına para saymanın ne alemi var ki? akşamdan beri ayşe hatun, fikret kızılok ve feridun düzağaç'tan oluşan anlamsızçokkarışık listemi dinliyorum. liste dediğime bakmayın altı üstü altı şarkı. sonra listeden iki şarkı çıkardım, sonra iki tane daha. sonra birini daha çıkardım. bir tek "beni bırakma" kaldı. onu da kereviz'e koyayım istedim.

feridun düzağaç - beni bırakma

brus'un üstü açılmış. üstü dediğim yarısı işte. gidip biraz daha su koyayım kabına, üşümesin. keşke bir elma dilimleyicim olsaydı. ne güzel elma dilimlerdim şimdi. neyse artık.

uyyalım.
 

51

By silgi
"Sarılmandan belli kırıcan mı belimö, çok canım acıdı çeksene elinö" sözleriyle olmasa da, cool tavırlı klibi ve içimizi kıpırdatan enfes sound'uyla bundan yıllar önce kafamıza Aslanımayşe olarak yerleşmiş olan Ayşe Hatun Önal, yeni single'ı ile karşılarınızda! Az önce bir gözüm oyduğum kabağın üstünde, diğer gözüm televizyonda iken denk geliverdim ve gayet beğendim. Kadın zaten taş gibi, bir şey diyenin alnını karışlarım. Ses de valla hiç fena değil canlarım. Hande Yener elektronika alemlerinde yokken Aslanımayşe vardı diyor ve yanaklarınızdan öpüyorum. Hadi buyrun:

Ayşe Hatun Önal - Kalbe Ben

tatil tatil taatil.*
 

50

By silgi
Doğumumdan beri değiştirdiğimiz beş evdeki, beş farklı hormonal ve ruhsal dönemlik yatak odalarımın ortak noktası huzurdur. Odalarıma giren, çıkmak istemez. Belki duvarların rengi, belki eşyaların konumu, belki camdan görünen ferahlık, belki ışık, belki içinde benim bulunuşumdur bunun nedeni. Ortaokuldayken, okuldan eve gelir, halojen lambamı loş ışığa ayarlar, çalışma masamda oturur, annem aniden odaya girerse ders çalışıyor gibi görünmek için önüme bir kitap açar ve minik Sony radyomdan bütün gece şarkılar dinlerdim. 12-13 yaşlarıma tekabül eden hit radyo programı Capital Radio'daki Kaan'ın Türkiye Online'ıydı. Top10 listesine yeni şarkı girdiğinde Pınar'la birbirimizi arar, "aooov" derdik. Sony radyomun üstüne kurşun kalemle bir şeyler yazmanın çok zevkli olduğunu fark ettikten sonra sağına soluna, hatta kaset gözünün içine bile abuk subuk şarkı sözleri, kuşlar böcekler ve bolca ismimi yazmaya başladım. İnsanlar boş bir kağıt buldukları an neden isimlerini yazmaya başlarlar, onu da bilemem. Dün Gamze ile klasik uyku öncesi söyleşmelerimizde aklımıza gelen bugünkü şarkı, beni dran diye o günlere uçurdu. Size de hatırlatır üç beş şey, bi' dinleyin bakalım.


Rialto - Monday Morning 5.19

evimiz oluyor : )*
 

house by the sea.

By iyacp
ben size bir şeylerden bahsedecektim de unuttum şimdi. neyse.

efendim akşamdan beri yemekti temizlikti anca kendime gelebildim. ikiodabisalon ancak bu kadar kirli olabilir arkadaş. ne bu canım, hayattan soğudum resmen. hep bu silgi yüzünden tabii ki. geçen geldi ziyaretime. yanında da feist. biliyorsunuz artık, silgi nerde feist orda. yalnız bırakmaya gelmiyor feist'i. odayı mı dağıtmaz, koltukları mı kemirmez... inanmazsınız geçen torbaya koyup arka mahalleye bıraktık yine yolu bulup gelmiş. allahsız feist. işte yine bi gece feist'i kapattık çöp odaya, geçtik salona. napalım napalım derken hadi röportaj yapalım dedik. oturduk son sistem kayıt cihazlarımızın karşısına. ben sordum, silgi cevapladı. olmadı. ben tekrar sordum, silgi tekrar cevapladı. ara verdik. feist'e cocacolazero götürdüm. döndüm. ben sordum, silgi cevapladı. yediyüzonsekiz kayıt denemesinde bulunduk. olmadı. en son ortaya şu çıktı:

silgi ile röportaj

gördüğünüz gibi olmamış. şimdi bi deneme daha yapma niyetindeyiz. hazır deniyorken neden siz sevgili kereviz okuyucularımıza da söz hakkı vermiyoruz dedik. uzun lafın kısası, kereviz, silgi ve feist ile ilgili merak ettikleriniz varsa ya bu yazıya yorum olarak yazın ya da 3544'e kısa mesaj yollayın. bugün size şarkı falan yok.


çok. en çok. *
 

a change of seasons.

By iyacp
çarli pol'ü tanırım. mert çocuktur. yemek yemeyi sevdiğini lakin tabak sıyıracak kadar "aç" olmadığını biliyorum. silgi'nin ibrahim tatlıses'i görünce heyecandan "suyuna ekmek banma" olayını "tabak sıyırma" olarak algıladığını düşünüyorum. yoksa asla tabağını sıyırmaz çarli. hatta kibarlık olsun diye tabağında mutlaka üçbeş bir şey bırakır. neyse. çarliyi, polü, silgiyi ve ibrahimi şöyle bir kenara bırakalım da konumuza dönelim. bahar geldi bahar. dün pazara gittim. çilek ve süt ayşe kadın fasulye aldım. süt, ayşe kadını mı yoksa fasulyeyi mi tamlıyor bilemedim. önemli de değil zaten. bahar geldi bahar. akşam sevdiceğimle zeytinyağlı fasulyemizin pişmesini beklerken bir yandan da ekspresyonistlerin abartı renk tutkularından konuşup "şöyle efendi bi resim çizseler de biz de utanmadan duvarımıza assak" diye dert yanıyorduk. sonra allahtan miss turkey 2008 başladı da bu anlamsız yakarışa son verdik. yanlış bir izlenime kapılmayın, biz çok kültürlü bir aileyiz. aristokratız. ayrıca çok da zenginiz, çeşitli bankalarda bir sürü paramız var. sadece belli etmiyoruz. konu dağıldı, ne diyordum? hah, yedi numaranın memeleri silikondu. yani ben bakmadım tabii de, hanım öyle söyledi. ona güvenimiz tam. o her şeyin en güzelini ve en doğrusunu bilir, yapar. on yedi numara pek çirkindi, yirmi numara da hep ağzı açık yürüyordu. hiç biri birinci olamadı. konu döndü dolaştı halil ergün'e geldi tabii. bir kez daha yıkıldım. aklıma geldikçe mutsuz oluyorum. güzel günlere olan inancımı yitiriyorum. konuyu kapatalım nolur. 5 4 3 2 1.

fritöz aldım geçen gün. kırmızı. balkanların en pahalı alışveriş merkezine girdim. enn pahalı fritözünüz hangisi dedim. "şu abi" dediler. "ben senin abin miyim lan?" dedim, kızdım. ordan çıkıp balkanların en pahalı ikinci alışveriş merkezine gittim. çok küçük, çok güzel, çok kırmızı bir fritöz geldi yanıma. "adın ne bakiim?" dedim. "crusoe" dedi. dayanamadım. aldım eve götürdüm. açmış. ne yersin dedim? "varsa bi pattesini yerim" dedi. iyi madem dedim. iki pattes soydum. gecenin ortasında ben, hanım ve crusoe oturduk pattes yiyoruz. güzel miydi? güzeldi. ah halil ah. sonra işte yattık uyuduk. yarın da fincana gidip monopoli oynayacağız.

bak şarkıyı unutuyordum az daha:

modern talking - you're my heart, you're my soul



balkonda kahve içmeliyiz. :*