42

Ben orta hazırlıktayken Bryan Adams'ın Please Forgive Me'si pek meşhurdu. Okula başlayışımızın birinci ayı mı ne, daha "I go to the museum, yes i am a pencilcase" gibi salak cümlelerle debelenme günlerindeyiz. On bir yaşın deli yürekliğiyle bünyede dolaşan bir hoşlantısal elektiiirik durumu da mevcut. Önümde bir oğlan oturuyor, düpedüz hoşlanıyorum ben de bundan. O da bana karşı boş değil. Tenefüslerde kravat çekmece, tebeşir yutturmaca gibi tamamen kuvvete dayalı aşk oyunları oynuyoruz. Bir gün yine bu oyunlardan biri esnasında sağolsun benim kolumu kırıyor. Şakacıktan değil, gerçekçikten, sol kolum çatırt diye kırılıveriyor. Hemen apartopar hastaneye filan, neyse oraları geçelim.

Bir kaç gün sonra, okuldaki ilk günüm. Oğlancağız geldi, çevremde dolanıyor; hiç yüz vermiyorum eşşeğe. Bana Alman pastası almış, onu verdi; bende yine tık yok - ki zaten muzdan da nefret ederim. Sonra oturdu benim sıramın tepesine "Piliiiz forgiiiv miii" diye çığırmaya başladı. Şimdi tamam, şarkıyı sağda solda duyduk. Kıt İngilizcemizle please'in ve me'nin ne anlama geldiğini de çözüyoruz. Ama forgive kelimesinde bir karışıklık var. Forgive ne demekti? Oğlan şarkıyı bitirip yanımdan gittikten sonra hemen inek kontenjanından en yakın arkadaşa koşuyorum, "Forgiv ne ya, forgiv ne demekti ya, ya üff ya" diyorum. "Bunu bilmeyecek ne var ki: to forgive, fiil, Türkçe'si unutmak" diyor. O an olaya uyanıyorum. Oğlan bana resmen "Madem hediyelerimi ve sırnaşmalarımı umursamadın, o zaman beni lütfen unut lan hain kadın" diyor. Oha be, oha artık. Sen hem benim kolumu kır, hem sonra bi' dandik pastaya tav olmadık diye böyle şarkılar söyle. Püü allah seni bildiği gibi yapsın pis. Acımı içime gömüyorum, sınıf öğretmeniyle konuşup yerimi değiştiriyorum, bir sonraki seneye kadar oğlanın yüzüne bakmıyorum. Araya yaz tatili girip de oğlanı tamamen unuttuğumda, doğum günümü kutlamak için aramasına çok seviniyorum, iki saat telefonda konuşuyoruz. Aradan yıllar geçiyor, ben sol bileğindeki yamukluğu tatlı bir anı olarak hatırlayan koca bir kadın olmuşum. Bizim oğlan Warhol ekolünden televizyonlara bile çıkmış, yutüp'te pek ünlü olmuş, falan filan. Oturup çay içiyoruz. Laf lafı açıyor. Oğlan bana bu olayı anlatıyor. Taşlar yerine bir bir oturuyor: Forget ve forgive'i karıştıran inek arkadaş hakkında bir iki ileri geri laf ediyoruz, sonra gülüyoruz, konu kapanıyor.

Konu kapanırken damaktaki tadlar kalıyor. İnsan bazen unutsa mı, yoksa bağışlasa mı bilemiyor. Levhası bomboş insanların, değnekleri bombok oluyor. İnsan bazen ne bağışlayabiliyor, ne unutabiliyor, ne uyuyabiliyor. Bazen insan sadece şarkıları seviyor.

L'altra - Goodbye Music

üstüne bir de,

L'altra - Ways Out


başbaş.

2 yorum:

sinir oluyorum sadece bir sarkiyla azicik ki sadece donemsel falan olarak ilgili diye hiyelkari aldatmana. sinir oluyorum ayrica: bu sayfa cok siyah. o kadar.

sadece dönemsel değildi gamze, sadece dönemsel olsa bu yazı burada olmazdı. sadece dönemsel olsa bu şarkılar burada olmazdı. biraz "hayatsal"dı, "ömürlük"tü; çürüdü.

hiyelkâr'ı ihmal etmem bundan sonra. öpücükler.

Yorum Gönder