altı.

zor uyuttum çocuğu. tutturdu sen de yat yanıma diye. olmaz dedim, dinletemedim. ama sonunda ben kazandım. boğa erkeği inatçıdır, ama o bilmiyor bunu. daha az önce yazdım bir şeyler, biliyorum. asıl yazmak istediklerimi çocuk okusun istemedim. en azından sabahtan önce.

benim bir çocukluk arkadaşım var. ilk dört seneyi saymazsak yirmibir yıldır aynı oyunu bıkmadan usanmadan oynuyoruz. ikimizin de saklandığı iki kişilik bir saklambaç. iyice saklanmış olmak için aramıza binüçyüzaltmışbeş kilometre koyduk. yetmedi, başkalarının bizi hayallere çekmesine izin verdik. sırf bu oyunu unutalım ve bulunmayalım diye. hep farklı yollardan gittik. yol ayrımlarında hep soldakini seçtim ben. ne olur ne olmaz, geriye dönmek istersem yolumu bulayım diye. şimdi fark ediyorum; yol ayrımlarında solu seçiyorsanız, yirmibir yıl arkadaş olduğunuz biri de elbette solu seçer. bir defa olsun sağı seçmişseniz yollarınızın kesişmesi imkansızdır ancak her zaman solu seçtiyseniz karşılaşmanız kaçınılmazdır.

şimdi yolun kenarına oturmuş beraber, ayrı geçen yirmibir yıla bakıyoruz. farklı yerlerde yaşamış, farklı insanlar tanımış, farklı müzikler dinlemişiz. aynı kitabı okumuşuz ama o sayılmaz tabii ki. beşyıl önce o yoldan gitmeyecektin diyemiyoruz birbirimize. tüm adımlar bizi bulunduğumuz noktaya getirmek içinmiş, onu anlıyoruz. birbirimizi bulmalıymışız yirmibir yıl sonra. tek doğru buymuş.

saklambaç bitti sonunda. ikimiz de ebeydik, şimdi ikimiz de kazandık. aynı anda birbirimizi bulduk. zaten yirmibir yıldır birbirini tanıyan iki arkadaştan daha azı da beklenemezdi.

beş dakika daha duralım bu yol kenarında. sana aldığım kestaneli pastayla yirmibeşbuçukuncu doğum gününü kutlayalım. sonra çıkarız tekrar yola. bu sefer oyun yok ama. ben soldayım. sen de gel. yol boyunca anlatacaklarım var sana.

yıldız'a gelsin:

moby - everloving.

not: aynı gün içinde iki yazı yazılmayacaktı biliyorum, kızma silgi.

günaydın. *

0 yorum:

Yorum Gönder